MEDYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MEDYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2014 Salı

Yiğit Bulut'un Önlenemeyen Yükselişi...

Kim Tutar Seni

Yiğit Bulut
Duygusal, ancak etkili bir başlangıç, parlamentoya,
belki de bakanlık koltuğuna giden yolun henüz başında...

 Hızını alamadığı anlar da oldu, çok yükseklerden uçtu,
ancak her söylediğinin not edildiğinin farkındaydı...

 Övgülerinde şaşırtıcı bir çeşitlilik göze çarpıyordu...

 Ölçüsüz övgü yeteneği ile gelecek için çok iddialıydı...

Dizginleyemediği hırsı yüzünden zaman zaman sınırları 
aşıyor, sosyal medyadaki alaylı twitlere aldırmıyordu ...
 İlk önemli başarısına tez zamanda ulaştı,Milletvekilliği için 
acele etmiyordu, Başbakanın yakınında olmak önemliydi...

 Hırsını, heyecanını bir türlü kontrol edemiyordu,
evrensel ölçekte örneklerle bir adım daha öteye gitti...

 Başbakanın hassasiyetlerinin çok iyi farkındaydı,
hoşuna gidecek benzetmeleri hemen buluyordu...

 Duyarlı, kendisini Başbakanın sağlığına, varlığına adamış
bir kişi gibi göstermeyi sunmayı çok iyi beceriyordu...

Zor zamanlarda hep arkasındaydı, yolsuzlukların kumpas
 olduğunu, darbe girişimi olduğunu haykırıyordu tüm gücüyle...

Başbakan'ın yakınındaydı, devlet gücünü arkasına almıştı,
ancak işin maddi boyutu henüz beklediği gibi değildi. 
Sonunda, Telekom Yönetim Kurulu üyeliğine atandı...

Gücün yanında parası da olacaktı artık, hem de 
huzur hakkı, maaş falan derken ayda 40 Bin Lira... 
Burada duracak mı sanıyorsunuz, bence bu onu kesmez. 
Bekleyelim ve görelim, Yiğit'i izlemeye devam edin...
Devamını Oku >>

1 Kasım 2013 Cuma

Soysuzlaşan Medya-7; türbanlı provokatörler...

BASINDAKİ TÜRBANLI TEHDİT;

CAHİL VE KÜSTAH KADINLAR
Görevleri; Atatürk, Bayrak ve Cumhuriyet Düşmanlığı
Bilgi sahibi olup olmadıkları hiç önemli değil, türbanlı olmaları ve kayıtsız şartsız
biat etmeleri yeterli. İnatla yazıyorlar, hatalarını kabullenmek gibi bir erdemleri, 
özür dilemek gibi bir alışkanlıkları yok. Örneğin Kabataş'ta saldırıya uğradığı öne
sürülen türbanlı kadın haberinde olduğu gibi. Haberi yalan ya da anlatıldığı gibi
olmadığını yazdık, ancak kadın yalan haberinde ısrar etti, MOBESE görüntüleri
yok mu dedik, ne gerek var MOBESE'ye kadın anlatıyor ya diye pişkince yanıtladı.
Merkez medyada haberden çok kendileri öne çıkamayı seven kadın gazeteciler de 
destek verdiler. Sonunda İstanbul Valisi, ardından da İçişleri Bakanı olayla ilgili 
görüntü kaydı ya da kanıt bulunmadığını açıkladılar. Haber yapmayı bilmeyen,
ele aldıkları konuyu araştırma gereği bile duymadan oturup yazan bu kadınlar
basının itibarı ve güvenirliğini ayaklar altına almayı sürdürüyorlar. Bu anlamda
yaptıkları işe gazetecilik demek mümkün değil, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi
olma cürretini gösteren, gazetecilik dışında siyasal misyon üstlenmiş kimseler. 
İslamcı gazeteler için türbanlı gazeteciler gerekli belki,
ancak merkez medyadan sayılsalar da giderek yandaşlığa
kayan gazeteler de türbanlı kontenjanı açmakta gecikmediler...
Ancak bu türbanlıların en önemli hedefleri Cumhuriyet'in 
90 Yıldır özenle ve inatla korunmaya çalışılan değerleri
 
Türk sözünden rahatsızlıklarını, provokatif bir biçimde
haykırıyorlar. Meydan okuma var her kurdukları cümlede..
Hedeflerinde Atatürk var, Atatürk'e saldırı ortak noktaları.
Cumhuriyetin kurucusunu Anayasa'dan, ders kitaplarından
silmek için çirkin ve saldırganca kampanya açmışlar
Her ülkenin değerleri vardır, çağdaş bir Türkiye'yi hedef 
gösteren Atatürk, mezarından bile bu kadınlarıkorkutuyor. 
Türkiye, Atatürk, Bayrak, Cumhuriyet, Halk 
bu türbanlı meczupların kavgalı oldukları değerler..
Saygısız ve terbiyesiz bir üslupla saldırıyorlar ve
halkı tahrik edercesine kalemlerini kullanıyorlar..
 
Onlar için halk yok, millet yok, Cumhuriyet yok,
ümmet var, dindarlık var, kindarlık var...
Her alanda, her konuda yazmaya, başka bir deyimle
saçmalamaya çok meraklılar, inançlı görünmeye 
çalışsalar da magazin malzemesi olmayı da seviyorlar..
En büyük amaçlar TBMM çatısı altında türbanlı
vekiller görmekti, sonunda o da oldu..
Cumhuriyet'in 90'ınıncı yılı kutlanırken o güne kadar
TBMM'de ne kadın hakları ne de halkı refahı adına
hiçbir faaliyetleri olmayan birkaç kadın vekil türbanla
TBMM Genel Kurul Salonuna girmeyi başardılar..
Türbanlı kadınların hedefinde şimdi TSK var
bir heyet yapıp Genelkurmay'ı ziyaret edecekler..
 
Bu arada kendi aralarında çatışmalar da eksik olmuyor,
kim daha öne çıkacak mücadelesi sayfalara yansıyor..
Sanat siyaset ya da genel olarak bakarsak
siyaset ve toplum bilimi açısından cahil olduklarıiçin 
siyaset ve toplumsal ilişkileri anlamakta zorlanıyorlar..
Bilmedikleri konulara daldıklarında, örneğin işçi eylemlerinde
baltayı taşa vuruyorlar, hak aramanın ne olduğunun bilmedikleri
için komik durumlara düşüyor, işçilerden de tepki görüyorlar,,
 Kimi zaman bir siyasetçinin özellikle de Başbakanın 
yalanlarına halkı inandırmaya çalışıyorlar. Kabataş'ta 
türbanlı kadına saldır olayında olduğu gibi bu yalanlar
Vali ve Bakan tarafından yalanlansa bile utanmıyorlar..
GERÇEKTEN ÇOK ENTERESAN BİR İLİŞKİ
Ergenekon'un kilit ismi diye bilinen, çeşitli istihbarat
güçleriyle ilişkisi olan sahte HahamTuncay Güven
meğerse İslamcı Yazar Emine Şenliklioğlu'nun 
oğlu gibiymiş. İlişkilerin ne hale geldiğini gösteren
çok çarpıcı sözler bunlar. İslamcı kadın yazar,
istihbarat örgütleri, gizli tanıklar, sahte deliller...
 Arada böyle magazinler de oluyor, bir İslamcı ve de
türbanlı yazrın kilisede dua ederken yakalanması ne demek...
Her konuda fikirleri var yeri geliyor işçi eylemleri üzerine 
de kalem oynatıyorlar ama emekten birşey anlamadıkları kesin...
Kimi zaman twitter'da tartışma başlatıp 
keyfini çıkartıyorlar basının türbanlıları...
Ve sonunda Mehmet Şevket Eygi Hocayı da 
çileden çıkartıyor türbanlı sözüm ona gazeteciler
İşte türbanlı yazarlar, yazdıkları saçmalıklar
ve ilginç ilişkiler.. Yorum sizin sevgili okurlar..

Devamını Oku >>

18 Ekim 2013 Cuma

Soysuzlaşan Medya 6 Çeşit Çeşit Gazeteci

Gazeteciler çeşit çeşit;

Sahibini sesi olanlar, ekmek parasına talim edenler,
patron çıkarını her şeyden önde tutanlar, sözde inananlar
biçare kapılanlar,  uçağa davet bekleyenler, 
körolası hanede evladı ayal var diyenler,  büyük beklentilerin peşinde ki en büyüğü vekillik ya da bir taşra 
üniversitesinde rektörlük umanlar, bir merhabaya fit olanlar,

sağcısı solcusu dindarıyla ideolojilerin kör ettiği yobazlar, 
sola kızıp sağdan çakanlar, memleket için beklentileri olan aymazlar, muhalif olmanın şehvetine kapılmış cambazlar,
 işten kovulunca kahramanlar, iş çevirme çabasında madrabazlar, güçlünün ardında saf tutanlar, paraya ve güce tapanlar, İman edenler,  ulusalcılar, ümmetçiler, küreselcilik numarasıyla işbirlikçiler, maaş alanlar, ihale kovalayanlar, dindarlar, kindarlar, yandaşlar, candaşlar, 

rüzgara göre yelken açanlar, ağlayanlar sızlayanlar, 
durumdan vazife çıkartanlar, kraldan çok kralcılar, 
yatacak yeri olmayanlar, manşetten çakanlar, 

köşe kapmacılar, duranlar, dönenler, 
dolduruşa gelenler, gönüllü oto sansürcüler, 
emre amade biçareler, sövenler, sevenler, 
gözden düşünce küsenler, 


hapistekiler, meclistekiler, sürgündekiler, 
Adeviyeciler, Geziciler, Nevizadeciler, 
tekkeciler, tetikçiler, camiciler, imam hatipliler,
avantacılar, fırsatçılar, hafriyatçılar, 

yağcılar, çıkarcılar, şeriatçılar,  biatçılar, şeriatçılar, 
cihatçılar, sübyancılar, bankacılar, mecburcular, 

 Tayyipçiler, Kürtçüler, Türkçüler, Mursi'ciler, 
Abdullahçılar, Fethullahçılar, Apocular,
Amerikancılar, AB'ciler, Şangaycılar, Atatürkçüler,Cumhuriyetçiler,  Ergenekoncular, bavulcular, 
Balyozcular, darbeciler, penguenciler, 

TMSF'ciler, askere karşı olanlar, özgürlükçüler, 
Mısırlılar, Suriyeliler, İhbarcılar, mektupçular, 

her zaman hayırcılar, yetmez ama evetçiler, 
sonradan liberaller, liberal islamcılar, liberal solcular, 
ayar çekenler, racon kesenler, malı götürenler, 
memleketini sevenler, Suriye'yi gerenler, Mısır'ı övenler,
 kinaye yapıyorum derken sirkatin söyleyenler..

Ve bir de işsiz  ya da hapisteki gazeteciler..





























Devamını Oku >>

15 Ekim 2013 Salı

Soysuzlaşan Medya 5 Muhbir Basın

MUHBİR BASIN

ÇİRKİN YAYINCILIK

MANŞETLERDEN KİN VE NEFRET SAÇIYORLAR

28 Şubat gazeteciliğini savunmak elbette zor, yıllar sonra kimi 
"Dolduruşa geldik" dedi, kimileri de "Yatacak yerimiz yok"
diye günah çıkardı. Hükümeti değiştiren güçlerle işbirliği yapmanın
şehveti o günlerde gazetecilere kim olduklarını, sorumluluklarını 
unutturmuştu. Dördüncü kuvvet gözünü daha yukarılara, siyasetin
yeniden dizayn edilmesindeki önemli görevlere dikmişti ve öyle de oldu.
Erbakan-Çiller Koalisyonu dağıldı, ülke seçimlere gitti ve memleket
yeni bir koalisyonla tanıştı. Ecevit, Bahçeli, Yılmaz Koalisyonunda
gazetecilerin büyük çabaları, gözardı edilemeyecek emekleri vardı
2000'lerin başında DSP-MHP-ANAP Koalisyonu Bahçeli'nin, ardından da
Yılmaz'ın mızıkçılık yapmaları yüzünden dağıldı. Ve ilk seçimlerde ilginçtir
bu partilerin üçü de Seçim Barajı'nın altıda kalarak TBMM'ye giremediler.
Yeni kurulan AKP seçimlerde %34.29 oy almasına rağmen, 363 milletvekili
çıkartarak tek başına iktidar oldu. Ancak değien bir şey yoktu, ne üç ay 
hapis yatan ve CHP'nin  siyasi desteğiyle Başbakan olan Tayyip Erdoğan
ne de 28 Şubat akreditasyonlarından, baskılarından yakınan yandaş basın
oan bitenden hiç  ders almamış, demokratik olgunluğa erişememişlerdi.
28 Şubat'ın kin ve intikamını almak için her yönden saldırıya geçtiler.
Yandaş bir basının önemini 28 Şubat'ıta anlamışlardı ve 28 Şubat'ı 
aşarak işe giriştiler daha  kötüsünü yapmaktan da geri durmadılar...
DİLİPAK, BUNLARI NASIL BİLİYOR?
Önümüzdeki günlerde darbelerle ilgili şok gerçekler ortaya çıkacak. 
Şok tutuklamalar olacak. Türk Ergenekonu’nun ardından Kürt Ergenekonu’nun 
kirli ilişkileri de ortaya dökülecek. Bu karanlık örgütün terör, mafya ilişkileri,
 sermaye, siyaset, bürokrasi, medya, uluslararası bağlantıları da deşifre edilecek.
28 Şubat davası önemli,Muhsin Yazıcıoğlu davası da! Dahası, kozmik oda davası 
açıldığında devlet içine gizlenmiş illegal yapıların hukukdışı planları da deşifre olacak.
Merak ediyorum, Balyozcular, Ergenekoncular hâlâ o zaman da inkâra devam 
edebilecekler mi?Sanırım bu işlerin vadesi doldu. Bundan sonra geçmişe dair
 heyecan verici gelişmeler yaşayacağız.
28 şubat basınından çok daha çirkin gazetecişiği kendileri yapıyorlar,
hedef gösterme, ihbar etme, kişsel hesaplaşma, kin ve nefret manşetlerde..
ÖZKÖK'E MANŞETTEN "YARGILANACAKSIN" MESAJI
Star'ın "28 Şubat darbesini affetmek ihanettir" başlıklı haberinde 
post modern darbenin sivil ayağında yer alan örnek isimlerin fotoğrafları 
yer aldı. Hürriyet yazarı ve Ertuğrul Özkök'ün de fotoğrafının olduğu 
haberinde Nur Serter, Süleyman Demirel, Vural Savaş, Kemal Gürüz 
gibi isimler de vardı. Soruşturmanın detaylarından çarpıcı bölümlerin yer
 aldığı haberde mağdurların "sorumlular hesap versin" çağrısı dikkat çekiydi.
GAZETECİ DE VAR ZÜCACİYECİ DE
BÇG, post modern darbeye yardım eden ve süreçte yararlanılacak 
isimleri tespit ederken, bu kişilerden “personel” diye söz ediliyor. 
Formlarda “Personelin Kimliği”, “Personelin Şahsi Durumu”, “Personel 
Hakkında Tespit Edilen Diğer Hususlar” ve “Personel İle Temas Notları” 
gibi unsurlar bulunuyor. Personelin Kimliği, bölümü kullanılan şahsın kimlik 
bilgilerinin yanı sıra ‘etnik kökeni’ ve ‘mezhebi’ ile ilgili kısımlardan oluşuyor. 
BÇG’ye hizmet edecek olan şahısların meslekleri ise şöyle: Gazeteci, avukat, 
memur, kaymakam, inşaat mühendisi, otobüs işletmecisi, ithalatçı, emekli subay, 
otel işletmecisi, Milli Eğitim Müdürlüğü personeli, kuyumcu, matbaacı, demirci, 
 züccaciye, restaurant işletmecisi, galerici, taşeron, fuarcılık, doktor... 
FEHMİ KORU HEDEF GÖSTERİYOR
Dönemin önem taşıyan üç büyük medya grubu vardı: Doğan, Bilgin ve 
Uzan grupları... Bunlardan ikincisinin patronu Dinç Bilgin ile yöneticilerinden 
Can Ataklı ve Ergun Babahan o dönemde sistemin nasıl işlediğini yıllardan 
beri anlatıyorlar...Onların anlatımlarına yeni bir tanıklık daha katıldı: 
Uzan grubunun patronu Cem Uzan... Gazetesi yöneticilerinin, manşetleri, 
bir komutandan aldıkları talimatla belirlediklerini söylüyor Cem Uzan... 
Henüz Doğan grubundan bir tanıklık da, geçmişe dönük bir değerlendirme de 
işitmedik... Doğan grubunun gazeteleri ve televizyon kanalları 28 Şubatçı 
tuzaklarda kullanılmadı mı? Askerler Sabah ve Star gazetelerini önemsediler ve
onlar üzerinde baskı kurdular da, Hürriyet ve Milliyet’i kendi hallerine mi 
bıraktılar? Dinç Bilgin ile Cem Uzan talimat verilmek üzere Genelkurmay’a
 çağrıldı da, Aydın Doğan Aslanlı Kapı’dan hiç mi geçmedi?
Uzan’ın gazetesini 28 Şubat sürecinde askerlerin emrine sunan yönetici 
konumundaki gazeteciler, ne tesadüftür ki, bugün Doğan grubu gazetelerinde 
bayağı önemli konumdalar. 28 Şubat’ın en karanlık günlerinde uyku kaçıran 
Hürriyet ve Milliyet manşetlerini atanlar da öyle... Emin olun, kimsenin 
yargılanmasına gönlüm razı değil; ancak aklım da bu duyarsızlığı kaldıramıyor işte... 

Siyasi iktidar, basını arkasına alarak 28 Şubat'ın daha ileri bi modelini
oluşturma çabasına girdi. Devletten ya da belediyelerden büyük ihalelelr
alan müteahitlere gazete aldırma, yandaş bir gazetenin mali yükünü taşıma
zorunluluğu da vardı. Gazeteler ya eski sahiplerinin rızasıyla ya da TMSF ile
Devlet Gücünü kullanarak el değiştirmeye başladılar. TMSF mali yapısı 
bozulduğu gerekçesiyle basın kuruluşlarına el koyuyor, ardından mali yapısıyla 
hiç ilgilenmeden editoryal kadrosunu işten atıp, AKP'ye yakın yeni bir yayıncı
kadrosu oluşturuyor. Sonra da kendilerine uygun bir yatırımcıyaihalesiz, 
pazarlıksız devrediyorlar. şte hemen aşağıda 28 Şubat'a veryensın eden
Akşam Gazetesi Genel Yayı Yönetmeni AKP'nin eski Bursa Milletvekili;

Hem gazetelerinizde attığınız manşetlerde, köşelerinizde yazdığınız yazılarda İmam 
Hatiplerin tehlikeli nesiller yetiştirdiğini bağıracaksınız, açıktan darbe çağrısı 
yaparak askeri kışkırtacaksınız, sonra da çıkıp utanmadan “Biz sadece gazetecilik 
yaptık” diyerek demokrasiye karşı işlediğiniz cürümden yırtmaya çalışacaksınız. 
O kadar basit değil... 
Önce attığınız manşetlere adam gibi sahip çıkın ve bu millete yaptığınız kötülüklerden 
dolayı özür dileyin. Bir kere, cuntacılarla girdiğiniz yüz kızartıcı ilişkinin mutlaka bir 
karşılığı olmalı. Bu kimileri için ahlaki, kimileri için etik, kimileri için ise yasal hesap 
vermeyi zorunlu kılmaktadır. Hiç şüphe yok ki, kumanda merkezinde yer alarak 
askerin suç ortağı olan herkes kanun önünde sorumludur ve mutlaka hesap vermelidir. 
Lafı dolaştırmadan söyleyelim, son günlerde her gördüğü merdivenin başında
 “diktatör masalları” uyduran “cunta oyuncağı” kalemlerin, 28 Şubat’ta darbecilerle cilveleşmelerini hakimlerin önünde göğüslerini gere gere anlatmalarını bekliyoruz. 
Devamını Oku >>