RÖPORTAJ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RÖPORTAJ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2013 Pazartesi

Kentini Onurlandıran Başkan

Kent ve Adam

Namık Koçak – Bütün Dünya


Yılmaz Hoca’yı 80’li yılların başlarında tanıdım. Bilim adamı 
olmanın ötesinde, müthiş bir girişimci, idealist bir halk adamı, 
alçak gönüllü bir heykeltıraş, eski bir gazeteci çağdaşbir 
iletişimciydi. Anadolu Üniversitesi’ni dünya standartlarında 
bir bilim merkezi yapmanın savaşını verirken, eğitim düzeyini 
belirleyen ölçütün istatistiklerden değil eğitimin kalitesinden 
geçtiğinin çoktan ayırdına varmıştı. Henüz özel televizyonların 
düş bile edilemediği o yıllarda devletin resmi yayın organı 
TRT ile kıyaslanabilecekboyutta stüdyolar kurmuş, yayına 
aşlayabilecek bir altyapı oluşturmuştu. İşte o Açık Öğretim 
sistemini yaşama geçirdi veengellemelere karşın başardı. 
Üniversite stüdyolarını profesyonel programcılara, sanatçılara 
açtı ve Eskişehir’deki öğrenciler büyük kentlerdeki arkadaşlarından 
çok önce deneyimli televizyoncularla çalışma olanağına 
sahip oldular.Tüm fakültelerin şirketleri vardı, öğrenciler 
derslerde okuduklarını uygulama alanı bulabiliyorlardı. 
Kütahya’da çiniciliği, Eskişehir’de lületaşını üniversite bünyesinde 
koruma altına almış, Ankara’daki opera binasının küçük bir 
benzerini üniversite kampüsü içinde kurmuştu. Rektörlük 
süresi dolduğunda siyaset Yılmaz Hoca’nın peşini bırakmadı,
 aslında iyi de oldu, Eskişehir’in Yılmaz Hoca’ya gereksinimi 
vardı. İkinci dönem belediye başkanlığını kazanan 
Yılmaz Hoca’nın değişimini yakalamakta hep zorlandım.
İlk gençlik yıllarımın geçtiği kente her gidişimde başka bir 
sürprizle karşılaşıyordum. Bir keresinde kazılmış yollar 
yüzünden yakınmaları dinliyor, sonraki gidişimde tramvaylarla 
karşılaşıyordum. Eskişehir Öğrenci Yurdu’ndan arkadaşım 
Orhan Kesikoğlu’nun Yılmaz Hoca’dan aldığı cesaretle bu küçük 
Anadolu kentinin sosyal yaşamına katkılarını heyecanla izliyorum.
Önemli olan kesinlikle kenti büyütmek, modernleştirmek değildi; 
asıl hedef Eskişehir’de yaşam kalitesinin yükselmesiydi ve 
Yılmaz Hoca bunu başardı. Bugünlerde Eskişehir’de neler 
oluyor biliyor musunuz? Üniversitenin bahçesine Avrupa’dan 
gelen uçaklar iniyor, buğday silosu beş yıldızlı otel oluyor,
iki üniversitesinde 0 bin öğrenci eğitim görüyor, sebze ve 
meyve hali kültür merkezine dönüşüyor, Porsuk Çayı’nda 

gezinti tekneleri dolaşıyor, halk çağdaş tramvaylarla bir 
uçtan ötekine ulaşıyor, sanatseverler festivallerde ünlü 
sanatçıların resitallerini dinliyorlar,  kentin alanlarını heykeller 
süslüyor, Eskişehir’in ortasından geçen tren yolunun yerin 
altına alınmasına karar veriliyor.Evet merak ediyorum Eskişehir’e 
gittiğimde bu kez beni nasıl bir sürpriz bekliyor diye. 
Son görüşmemizde Yılmaz Hoca, üniversite bahçesindeki 
pisti daha büyük uçakların da inebilmesi için uzatmaya 
çalışıyordu, kim bilir belki de bitirmiştir. Son bir not, 
ben Eskişehir’in Mihalıççık ilçesindenim, bizim ilçede 
Cumhuriyet Alanı’ndaki Atatürk heykeli de 
Yılmaz Hoca’nın yapıtıdır. Eline sağlık Hoca’m...•
30 Yıl Önce Yılmaz Hocamla
Bu YazınınYazarıyla Tanışın

Namık Koçak, Eskişehir’in Mihalıççık ilçesine bağlı Kavak Krom Maden İşletmesi lojmanlarında doğdu. Eğitime Maden’de başladı İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nde bitirdi. Gazeteciliğe 1975 yılında Abdi İpekçi yönetimindeki “Milliyet”te başlayan Koçak, daha sonra “Güneş” ve “Hürriyet” gazetelerinde çalıştı. İlk özel televizyonla 1990’da televizyonculuğa başladı ve “Arena” programında bir süre dosyalar hazırladı. Ardından kendi yapım şirketini kurdu. Ece TV Yapım Şirketi olarak Güneri Cıvaoğlu’yla “Durum”, Yalçın Doğan’la “Güncel”, Uğur Cebeci’yle “Kokpit”, Nurseli İdiz’le “Prizma” ve “Yaşamın İçinden” programlarını yaptı. Namık Koçak, halen Kanaltürk televizyonunda deneyimlerini genç arkadaşlarıyla paylaşmaktadır.•

Devamını Oku >>

11 Ekim 2013 Cuma

Bir fincan kahve hayat kurtardı

Bir fincan kahvenin hatırı


Adnan Menderes’e kahve ikram ettiği söylentisi 
Yarbay Osman Deniz’i idamdan kurtarmaya yetti
Milliyet oradaydı / NAMIK KOÇAK

       Osman Deniz için bir fincan kahvenin hatırı öyle kırk yılla falan sınırlı değildi; o kahvenin hatırı bir ömürdü. Üstelik içilip içilmediği bile belli değildi.
       Albay Talat Aydemir ve arkadaşları 9 Şubat 1962’de hükümete el koyma kararını verdiler. İstanbul’da Harp Akademileri’ndeki ihtilal protokolunu Yarbay Osman Deniz kaleme alıyor. Ancak ihtilalci subaylar 22 Şubat’ta emekliye sevk ediliyorlar. Emekli edilmelerine rağmen Albay Talat Aydemir ve arkadaşları 21 Mayıs’ta yine de ihtilali gerçekleştirmek için harekete geçiyorlar.                                   
yas03.jpg
                                         Talat Aydemir, Osman Deniz 
                                                                  ve Ergin Konuksever'le                                                                          
                                                TBMM İDAMLARI ONAYLADI
       İhtilal girişiminin bastırılmasının ardından idamlar, hapisler geliyor. İhtilalin lideri Albay Talat Aydemir’le birlikte yedi emekli subay idama mahkum olurken, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelen dört idam dosyasından biri Yarbay Osman Deniz’in dosyası.
       Türkiye Büyük Millet Meclisi, Talat Aydemir’le birlikte Fethi Gürcan ve Osman Deniz’in idam kararlarını onaylıyor, Erol Dinçer’in idam kararı ise onaylanmıyor. İki Meclisli sistemde son söz Cumhuriyet Senatosu’ndaydı. Senatörler de TBMM gibi idamların infazı yönünde oy verirlerse Aydemir, Gürcan ve Osman Deniz idam edileceklerdi. 
       Cezaevinde müthiş gerilimli bir bekleyiş başlıyordu.
                                               MENDERES'E KAHVE İKRAM ETTİ Mİ?
       Ve işte o gergin günlerden birinde Osman Deniz’in avukatı Saffet Olgaç cezaevine geliyor ve bir sorunun yanıtını öğrenmeye çalışıyor. Osman Deniz yaşamının dönüm noktası olan o görüşmeyi şöyle anlatıyor:
       “Saffet Bey, Adnan Menderes’e İmralı’da bir fincan kahve ikram edip etmediğimi sordu. Böyle bir olayın gerçekleşmediğini söyledim. Saffet Bey ısrarlıydı, İmralı’da devrik başbakana kahve ikram ettiğimi Adalet Partili siyasetçilerden duyduğunu söylüyordu.
       Ben, bırakın kahve ısmarlamayı İmralı’da hiç görev yapmadığımı anlatmaya çalıştım. Ancak avukatım benden susmamı istedi, ben reddetsem bile Adalet Partisi camiası olayı böyle biliyormuş. Bu olayın Cumhuriyet Senatosu’ndaki Adalet Partili senatörleri etkileyeceğini söyledi."
       Adalet Partili milletvekilleri Meclis’te Osman Deniz’in idamı için oy kullanmışlardı. Adalet Partili senatörlerin de idamı için oy kullanacaklarını bekleyen Osman Deniz artık her şeyin bittiğini düşünüyordu.  
                                           CUMHURİYET SENATOSU İDAMLARI OYLUYOR          
      Oylama günü büyük bir sürpriz oldu; Talat Aydemir ve Fethi Gürcan haklarındaki idam kararları onaylanırken, 84 senatör Osman Deniz’in idam edilmemesi için oy kullandı. Söylenti etkisini göstermiş, Adalet Partili senatörler Adnan Menderes’e kahve ikram ettiği öne sürülen Osman Deniz’i ölümden kurtarmışlardı. 
       Darağacının gölgesinde çok zor günler geçiren Osman Deniz hiç içilmemiş bir fincan kahvenin hatırına yeniden yaşama dönmüştü.
       Bugün 21 Mayıs’ın üzerinden 51 yıl geçti. Osman Deniz’i yaşama döndüren oylamaysa 49 yıl önce yapılmıştı. Osman Deniz o günleri anlatırken kimi zaman hüzünleniyor, kimi zaman da kara mizah örneği olayları hatırlayıp gülümsüyordu. 
       Yarbay Osman Deniz'i yıllar sonra tanıdım ve bu müthiş öyküyü kendisinden dinledim. Görüşmemizden sonra da uzun yıllar yaşadı ve kendisini 2011 yılında kaybettik. 
       Evet eskiden bir fincan kahvenin gerçekten 40 yıl hatırı varmış. 
       Oysa bugün hiçbir şeyin hatırı yok.
Devamını Oku >>

3 Ekim 2013 Perşembe

Yollar yürümekle aşınmaz...


İslamköy'lü Çoban Sülü, Su Müdürü, 
Başbakan Demirel, Morrison Süleyman,
Barajlar Kralı, Bir Bilen, Baba, 
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı
ECEVİT DEMİREL'İN VEKİLLERİYLE 226'YI BULDU
Kendine özgü sözleri vardı, sandıktan pek söz etmezdi,
kendisinden kurtulmak isteyen muhalefete 450 vekilli 
TBMM'de "Bulun 226'yı düşürün" diye meydan okurdu.
Yıllar sonra Bülent Ecevit, hem de Süleyman Demirel'in 
Adalet partisinden transfer ettiği 12 Vekille 226'yı bulup
Süleyman Demirel'i iktidardan düşürüp Başbakan opldu...
40 YAŞINDA GENEL BAŞKAN, 41 YAŞINDA BAŞBAKAN
Güniz Sokağın alt katındaki salon, bir Siyaset Dergahı
olarak siyasi yaşamda çok önemli bir yere sahipti..
Salon hiç boş kalmazdı, illerden gelen heyetlerin biri 
kalkarken başka bir ilden gelen heyet salonda yerini alırdı.
Telefonları çok önemli bir görüşme olmadıkça kendisi açardı.
Gelenler her zaman yöresel ürünlerden oluşan armağanlar da
getirirlerdi Ankara'ya. "Anadolu bizi  aç bırakmaz"
diye takılan Demirel, bu ilgiden hoşnut herkese açardı evini..
Süleyman Demirel'i ilk kez, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün 
İstanbul'a gelişinde, Yeşilköy Askeri Havaalanında izlemiştim...
Yolculuklarda, Nazmiye Hanımın hazırladığı yolluklar,
Afyon'da verilen molada açılıyor ve yol arkadaşlarına
ikram ediliyor. Çaylar içiliyor ve tekrar yola koyuluyor kafile..
DEMİREL'İ DİNLERKEN KURBAN ETTİĞİ DANAYI UNUTTU...
1978 Yılında Süleyman Demirel Ana Muhalefet Partisi Lideriydi,
Adalet Partisi Kongresinde Bitlis Milletvekili Kamran İnan, rakipsiz
Demirel'in karşısına Genel Başkanlık yarışında rakip olarak çıkmıştı..
Süleyman Demirel'in Süvari otobüsüyle ilk yolculuğunda birlikteydik,
her gittiği yerde kurbanlar kesiliyordu, Acıpayam'da kurbanı kesen kasap, 
otobüsün üzerinde konuşan Demirel'i dinlerken kurbanı unutup gitmişti..
KONGRE BAHANE, HÜKÜMETİN BAŞINA KARŞI DEMİREL YOLLARDA...
1978 Yılında Anamuhalefet Partisi lideriydi Süleyman Demirel. Başbakan Bülent Ecevit
Adalet Partisi'nden transfer ettikleri 12 Milletvekiline Bakanlık vererek CHP'yi tek başına
iktidar yapmıştı. Florya'daki Güneş Motel'de yapılan görüşmelerin ardından kurulan hükümete,
Güneş Motel Hükümeti diyordu Süleyman Demirel,  ve Ecevit'e de kesinlikle Başbakan demiyor, her konuşmasında "Hükümetin Başı" ifadesini kullanıyordu Kurt Politikacı..
TRABZON'DA CUMA NAMAZI İÇİN CAMİYE GİRİYOR
ADIM ADIM ANADOLU
Yolculuklarda her yöreye göre armağanlar verilirdi Demirel', 
bir keresinde mühür verdiler, gazetecilerin sorusu hazırdı;
 "Halk mühürü yeniden size mi vermek istiyor?"
Demirel'in cevabı da hazırdı; "Çocuklar, kendimle ilgili yorumları,
bana yaptırmayın" diye gülerek  çıktı işin içinden..
Anadolu'yu karış karış bilirdi Demirel, kendisiyle ilk yolculuğumda 
Karabük'den Bolu'ya doğru gidiyorduk hava kararmıştı ve yağmur yağıyordu.
Gerede'yi geçmiştik, "İleride sağ tarafta bir göl var, kim biliyor adını?"
diye sordu, kimse bilemeyince "Yeniçağa Gölü" diye doğru cevabı verdi.
Ardından hemen ekledi; "Gözlerimi bağlayın, götürüp Türkiye'nin 
herhangi bir yerine bırakın. Gözlerimi çözün, etrafıma bir bakayım
size nerede olduğumu hemen söylerim.."
CELAL BAYAR SU MÜDÜRÜNÜN GÖLGESİNDE
Demokrat Parti döneminin Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın 
deyimiyle, "Bizim su müdürü" Süleyman Demirel 27 Mayıs
sonrası Demokrat Parti'nin devamı Adalet Partisi'ne katıldı..
Kurucu Ragıp Gümüşpala'nın ardından Genel Başkanlığa,
40 Yaşında Başbakanlığa seçilme başarısını gösterdi..
Köprülerin altından çok sular akmış Celal Bayar'ın 
Taksim'de gölgesinde dinlendiği Su müdürü Süleyman Demirel,
Üçüncü Cumhurbaşkanı Bayar'dan yıllar sonra Dokuzuncu
Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşküne de çıkmıştı..
ŞAPKA VARSA, DEMOKRASİ DE VAR...
Süleyman Demirel'in fötr şapkası, sadece bir aksesuar değil, demokrasinin
simgesiydi. Şapka varsa demokrasi de vardı, işte bu yüzden "Muhtıralarda,
darbelerde şapkasını alıp gitti" diyenlere, "Ne yani şapkayı bırakacak mıydık, 
elbette şapkamızı da alıp gidecektik" diye çok anlamlı bir cevap verirdi. 
DARBEDEN ZİRVEYE, SÜLEYMAN HEP BAŞBAKAN...
Bizim Kuşağın Süleyman Bey'le arası iyi değildi, özellikle Milliyetçi Cephe
Hükümetleri döneminde devrimcilere yönelik saldırılar ve kutuplaşma
döneminde hep Süleyman Demirel'in politikalarına karşı olduk..
Ancak 12 Eylül Askeri Darbesi ve sonraki yıllarda siyaset sahnesinde 
bambaşka bir Süleyman Demirel vardı ki bunu en iyi Aziz Nesin açıklıyor;
Muhtıralar darbeler derken Merhum Aziz Nesin'in çok hoş bir sözü
aklıma geldi; "Süleyman Bey her darbede biraz sola kaydı, birkaç daha 
darbe geçirse bizi de sollayıp geçecek" derdi büyük üstad Aziz Nesin..
SİYASET YASAK OLSA DA MUHABBETE YASAK OLMAZ...
İslamköy, Süleyman Demirel'in akrabalarıyla, komşularıyla hasret
giderdiği,protokolün, korumaların olmadığı içten kucaklaşmaların 
yaşandığı, kendi deyimiyle "muhabbetle" karşılandığı Baba Ocağıdır..
"Siyaset yapma yasağınız var, bu geziniz askerlerde rahatsızlık
yaratır mı?" diye sorduğumuzda; "Ben Isparta'nın evladıyım,
hemşehrilerim bana sevgi gösteriyorlarsa kime ne zararı var bunun,
muhabette yasak olur mu?" diye cevaplamıştı gülerek..



MEMLEKET HAVASI
Ankara'nın resmi havasından sonra Isparta'da, İslamköy'de
kendisini rahatlamış hisseden Süleyman Demirel, bir hafta
süreyle dere tepe demeden dolaştı. Çeşmelerden kana kana
su içti, kendisinden sonra yarım kalan inşaatları gezdi,
köylerde kürsü bulamayınca masaların üzerine çıkıp konuştu..
NAZMİYE hANIM'I YILLAR SONRA BURADA TOPRAĞA VERDİ..
Süleyman Demirel'le yasaklı olduğu 1985 yılında Isparta'da
bir hafta birlikte olduk. Demirel ve Merhum Eşi Nazmiye Hanım 
İslamköy'deki Aile Kabristanında ölmüş Aile Büyüklerinin 
Kabirlerini ziyaret edip, tek tek ruhları için Fatiha okudular...
28 Yıl sonra 65 Yıllık Hayat Arkadaşı Nazmiye Hanım'ı da burada,
tüm akrabalarının bulunduğu İslamköy Kabristanında toprağa verdi..

 Paylaşmayı sever Süleyman Demirel, "Aç kalan açık kalan 
bizden değildir" unutulmaz sözlerindendir. Tabağına uzanan 
çatalı bile geri çevirmez, üstüne de bir tas çorba verirdi..
Süleyman Demirel'le otobüs, helikopter çok yollara düştük,
1978 Yılında Balıkesir'den Dursunbey'e, bir araç konvoyu ile
yola çıktık, ancak öndeki aracın fırlattığı taş bizim aracın camını
patlattığı için yolda kaldık. Akşam Süleyman Bey'in lafı hazırdı;
"Her zaman aç kalan açık kalan bizden değildir diyorum ama 
bu kez aç kalan açık kalan ve de yolda kalan bizden değildir..."
İSLAMKÖY'DE CUMA NAMAZI
Hacı Yahya Demirel'in oğlu Süleyman Demirel, İslamköy 
Camiinde hemşehrileri ile birlikte İmam'ın vaazını 
dinledikten sonra cemaatle birlikte Cuma Namazını kıldı..
Ispartalılar coşkuyla ağırladılar, memleketlerinden çıkan 
eski Başbakanlarını, onlar için Demirel hala Başbakandı.
Anadolu'da sofranın kendine özgü ritüeli vardır, birlikte
kaşık sallanır yemeğe ve ardından Tanrıya şükredilir..
SÜLEYMAN DEMİREL KENDİSİNİ İZLEYEN GAZETECİLERLE...
Süleyman Demirel'in Isparta gezisini izleyen gazeteci arkadaşlar,
hep birlikte İslamköy 100.Yıl Parkı önünde anı fotoğrafı çektirdik..
YOLLAR YÜRÜMEKLE AŞINMAZ...
Uzun yolculuklar yaptık Süleyman Demirel'le, sohbetlerimiz de oldu,
yollarda, aile ortamında ve dost meclislerinde, çok şey konuştuk,
her şeyi sorduk, bıkmadan usanmadan cevapladı sorularımızı;
"Yollar yürümekle aşınmaz sözünüz yıllardır her vesileyle karşınıza 
çıkıyor, rahatsız oluyor musunuz, pişmanlık duyuyor musunuz?"
diye sorduk, güldü Süleyman Demirel ve bakın neler söyledi:
"Ben yollar yürümekle aşınmaz derken  çok aziz bir hakkı savundum, 
demonsration (Gösteri yapma) hakkını , özgürlükleri savundum.. 
İzmir Karaburun'dan Erbil Abi "Tuşalp" aradı, Süleyman Bey'in
bu sözü 1968 yılında Ankara'daki Adalet Partisi Kongresinde 
söylediğini anlattı; Demirel konuşurken bir delege kürsüye doğru 
koşarak "Komünistler bu tarafa doğru yürüyorlar" diye bağırıyor.
Demirel konuşmasını hiç kesmeden "Yürüsünler ne olacak, 
yollar yürümekle aşınmaz" diye sürdürmüş konuşmasını..

12 Eylül Askeri Darbesi ile Başbakanlığı ve siyasal haklarını da 
kaybeden Süleyman Demirel yasaklarla geçen 7 Yılın ardından,
6 Eylül 1987'deki Referandum'da %49.83'e karşı %50.16 oyla
kılpayı da olsa yeniden siyaset yapma hakkını kazandı.. 
29 Kasım 1987'deki baskın seçim için yeniden meydanlardaydı..
Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığı Köşküne çıkmasının ardından 
1981 seçimlerinde Birinci Parti olarak !2 Eylül 1980'den 11 Yıl 
sonra yeniden Başbakanlık koltuğuna oturmayı başarıyordu...
TELEVİZYONU MEMLEKETE BEN GETİRDİM...
Bir dönem ekranlardan uzak kaldı Süleyman Demirel,
yenidenAnadolu yollarına düştüğünde hedefinde hep 
TRT vardı, "Bu televizyonu ben getirdim Türkiye'ye 
ama bizi yıllarca ekranlardan uzak tuttular" diye yakınır, 
tüm hırsını da mitingleri izleyen kameramanldan alırdı..
SELİMİYE DE NAMAZA HAZIRLIK
Süleyman Demirel yasaklı yılların ardından siyasete yeniden
ısınırken, Doğru Yol Partisi'nin Edirne İl Kongresi için yollardaydık..
Artık otobüslerin dönemi kapanmış, uçaklar ve helikopterlerle her yere 
kısa sürede ulaşılabiliyordu. Öğle namazını Edirne Selimiye Camiinde 
kılan Süleyman Demirel, Abdest muslukları Şadırvanında abdest aldı..
KIRAT ŞAHA KALKIYOR...
Yasakların ardından kürsülere geri dönen Süleyman Demirel'in tırıs 
giden Kır Atı, Doğruyol Partisi'nin yeni ambleminde şaha kalkmıştı.






Devamını Oku >>

27 Ağustos 2013 Salı

Turan Özlü ile Silivri'de...

Tek kelime sormadan karar verdiler

Turan Özlü görüştüğümüz son Silivri sakiniydi,
onun payına 9 Yıl çıkmıştı, kararların hemen ertesinde tepkiliydi:

"Kararlar yok hükmündedir, tanımıyoruz dedik." 

Tek bir kelime bile sorulmadan mahkum edilldiklerini haykırıyordu:

"Kendi hakkınızda karar veriyorsunuz, bunun altında kaldınız dedik.

Herkes kendisini savunduğunu sandı, 
ancak burada hakim, savcı tek bir kelime bile sormadı."

Turan Özlü'nün dışarıdakilere mesajı,
Özlü yanlışlıkla Namık Durukan yazmış,
özür mesajı yolladı, özgürlükte görüşmek üzere


DUVARA KARŞI MÜCADELE

80'de savcılığa bir dilekçe verildiğinde cevabı vardı, 
şimdi çok farklı, karşınızda duvar var, 
renksiz, kokusuz, duygusuz, hukuksuz. 

RAPORTÖR PERİŞAN OLACAK

Yargıtaydan da beklentimiz yok, bu dava siyaseten biter.
Gerekçeli karar 5 aydan önce bitmez, binlerce sayfa var. 
Bunu yazacak raportör perişan olacak.


ÜNİVERSİTELER BİLİM ADAMLARINI YALNIZ BIRAKTI

Turan Özlü, Silivri sürecinde 
gazetecilerin müthiş bir dayanışma sergilediklerini,
cezaevi koşullarında yalnız kalmadıklarını söylüyor:

"Üniversiteler bilim adamlarına sahip çıkmıyorlar.  
Arayıp soranları yok, ziyarete gelmeye korkuyorlar."
Devamını Oku >>

25 Ağustos 2013 Pazar

Hikmet Çiçek'le Slilivri'de...


Esir değişimi gibi birşey olacak

Hikmet Çiçek'i Silivri'de tanıdım, o da diğer tutuklular gibi çok üretken bir yazar. Bir kitabı bitirip, diğerine başlıyor.


Mustafa Balbay'ın Ankara'ya gitmesinden sonraTuncay Özkan'ı  kendi koğuşlarına almak istiyordu ve bu konuda Cezaevi Yönetimine başvurmuştu:


"Tuncay'ı örtgüttensin seni büyük koğuşa veremeyiz diyorlar. Bulunduğu koğuştan başka bir yere vermiyorlar. Mustafa Balbay gittikten sonra Tuncay'ı bizim koğuşa istedik, reddedildi diye bir haber aldık üzüldük. (Bu görüşmenin yapılmasından bir hafta sonra Tuncay Hikmet Çiçek ve Deniz Yıldırım'la aynı koğuşta taşındı.)"



Hikmet Çiçek'in Özgür Dünya'ya Mesajı...

PKK'YA BİLE BU KADAR ÇOK CEZA VERMEDİLER


Bu dava başından beri örgüt üyeliğiyle yargılananlara uygulandı.Onlar koğuş yüzü göremediler, küçük hücrelerde kaldılar.Bana örgüt üyeliğinden en üst ceza verildi; 15 Yıl. PKK'da bile yok örgüt üyeliğinden bu kadar ceza alan, 7-8 bilemedin 10 Yıl ceza verdiler.


Bence bilinçli; tutuklu gazeteciler sorununun devam etmesi için gazetecilere ağır cezalar verdiler. 21 Yıl 9 Ay ben, 16 Yıl Deniz aldı. 





REHİN ALINMIŞ GİBİYİZ


AKP'nin demokratikleşme paketinde sanki bizler rehin alınmış gibiyiz. Biz bu düzenlemeleri sadece KCK için çıkarmadık demek için, terörle ilgili her şeye bizi de sokmuşlar.

Esir değiş tokuşu gibi bir şey olacak.

Hikmet Çiçek, yeni bir kitap bitirmiş Silivri'de. Veli Küçük'ü yazmış, çok şaşırtıcı bulduğunu söylüyor Veli Küçük'ün. Operasyonel olarak özellikle Asala'ya karşı mücadelede yer aldığını anlatıyor emekli Jandarma Tuğgenerali'nin. Kitabında Veli Küçük'le ilgili ilginç bilgiler olacağını söyledi Hikmet Çiçek.


ERGENEKON'UN GİZLİ TANIKLARI


Cezaevinde daha önce  de Ergenekon'un gizli tanıklarını yazmış Hikmet Çiçek, "Balyoz denince nasıl sahte digital veriler, virüs olarak gönderilen belgeler akla geliyorsa, Ergenekon denince de ilk akla gelenler gizli tanıklardır" diyor 




İŞTE O KİTAPTAN BİR BÖLÜM...

Çiçek, askerliğini 1993-1994 yıllarında Elazığ’da Jandarma Komando Taburu Komutanı Binbaşı Mahmut Şahin’in pos­tası olarak yapan Gizli Tanık Kıskaç’ın ifadesini şöyle anlattı: “Posta eri ‘Kıskaç’, anlatı­mına göre 3. Ordu Ko­mutanı ile teklifsiz görüşüyor, 4. Zırhlı Tugay Komutanı ile haritaların başında harekât planlıyor, operas­yon yönetiyor,

JİTEM elemanı olarak Erzu­rum, Erzincan, Elazığ ve Diyarbakır’ın to­zunu attırıyor. Bunları ciddi ciddi anlatıyor, mahkeme heyeti ciddi ciddi dinliyor. Kod adım, ‘Yalnız Tilki’ diyor.”
Kitabında, koyun hırsızlığı, gasp ve cina­yet gibi suçlardan hüküm giyen Gizli Tanık Aydos’un beyanlarını aktaran Çiçek şu ifa­delere yer veriyor:
“Bilgi, belge, kanıt yok; ama ‘Aydos’, Veli Küçük ile Haşan Atilla Uğur hak­kında akıldışı suçlamalarda bulunuyor. (…) ‘Bir damla halindeki uyuşturucu’ cümle­sini, ifadesi boyunca anlattığı hemen her olayda kullanılıyor. (…) ‘Aydos’ Veli Küçük’ten aldığı bu damla ile Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan giren ‘Saddam Hüseyin’in şahsi ajanını’ uyutuyor. Belgeleri ‘Veli Amca’ya’ teslim ediyor, adamın üzerinden çıkan 63 bin dolar için Veli Küçük ‘Sende kalsın’ diyor.”

Devamını Oku >>

23 Ağustos 2013 Cuma

Yalçın Küçük'le Silivri'de

Bir numarayım, 
darbe olmuş haberim yok


"Bana karar verildikten sonra parmaklarımı şıklattım.
Ferda Hanımın bir yılı ile müebbet burada aynıdır."
Gerçekten çok umursamaz bir tavırla karşılamış kararları Prof. Dr. Yalçın Küçük, 
bizimle konuşurken de bu tavrı sürüyor, 
hiç kimsenin verilen cezaları yatmayacaklarını söylüyordu.

Yalçın Hoca sözlerine avukatlara sitem ederek başladı:
"Başta Celal Ülgen, avukatlar sustu. Müebbet yağacak dediler hep, şom ağızlı bunlar. 
Bazı korgenerallere bugün tahliye oluyorsunuz dedim. Kanser hastasına öleceksin denmez."

Yalçın Küçük mesajın başına "Üstesinden geleceğiz" yazdı...





Gazetelerin olayları değerlendirme biçimlerinden de yakınıyordu Yalçın Hoca;

"Namık Bey, bitmiş bir mesleği yaşatmaya çalışıyorsunuz.
Bir tek gazete "Bir Musa çıkacak" sözü üzerinde durmadı.
Musa Mısır'la savaşmadı, İbraniler Mısır'dan çıktı, işte Kızıldeniz yarıldı falan o hikaye.
Musa diye bir adamın yaşadığına dair kanıt yok. Ona cevap vereceksin, bilmiyor adam."



TUNCAY'I BİZİM KOĞUŞA VERSİNLER



Tuncay'ı kendi koğuşlarına almayı istiyordu Yalçın Hoca, 
Tuncay'a moral vermek istiyordu;

"Ali Özoğlu'nu verdiler bizim koğuşa, çok iyi yemek yapıyor.
Tuncay'ı, bizim koğuşa almamız lazım. Biz neşeliyiz, Tuncay'ın moralini düzeltiriz."

ZEKERİYA ÖZ'E GİDECEKSİN DEDİM, GİTTİ..



Zekeriya Öz'e "Beni tutukladın görevden alınacaksın" 
dediğini anlatıyor Yalçın Hoca ve hemen ekliyor;


"Gideceksin dedim ve gitti."

GENELKURMAY BAŞKANI'NIN İSTİFASINI BEKLİYORUM

Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel ve Seri Paşa Hulusi Akar'ın
istifalarını isteyen Yalçın Hoca, bir savaş gazisi olduğunu hatırlatarak; 
"Özel ve Akar'a istifanızı bana yollayın dedim, gidecekler bunlar."

BENİ KOMİK DURUMA DÜŞÜRDÜLER

Yalçın Hoca, Bir numara olarak açıklanmasına rağmen, 
bir şeyden haberi olmadığını söylüyor:

"Ben bir numarayım, öyle komik durumdayım ki darbe yapılmış ben yokum. 
Ben buranın amigosuyum. Son kişi çıkana kadar beni burada tutacaklar. 

Bizi burada AKP tutmuyor, bizi burada CHP ve Ordu tutuyor.
İlker Paşa yeni subay oldu, yeni asker oldu burada."


CEZALAR BEKLENENDEN AZ OLDU..

"Arkadaşları hiç biri müebbet yatacağına inanmıyor" dedikten sonra 
ekliyor Yalçın Hoca;"Bu bir Cumhuriyet mücadelesidir. 
Burada adil yargılama olmaz, çünkü bu yargılama değil.
Cezaların yüksekliğine bakmayın, beklenenden az ceza oldu. 
Temyize götürülecek dava değil, bir an önce bozulacak dava bu.

BUNLAR ARTIK DURAMAZ

"Laisizmi savunamıyoruz, eğitemiyoruz, ikili meclis şart, başka türlü olmaz demokrasi.
Gezi Parkı yepyeni bir Türkiye doğurdu. Sadece genç değil, bu bir halk hareketi."
Çok neşeli ve bir o kadar da umutlu Yalçın Hoca, konuşmasını şu sözlerle bitiriyor:

"Bu çıkan insanlar sokaklara nasıl çıktı bir düşünün. Bunlar artık ayakta duramaz."

Devamını Oku >>